Yüzlerce kez kurduğum nacizane vazgeçilmezim, beleş blog yazılımı Wordpress‘imin ilk test yazısıdır “Hello World“. Aramızda saçmalık derecesinde duygusal bir bağ var demek ki; bu biricik ve beleş zamazingoyu ne zaman kursam standart test yazısını silmeye kıyamıyorum. Karşılaştığımız zaman 2 dakika ekrana kilitlenip hayatımda ilk kez yaptığım şeyleri aklıma geldiğince düşündüren, 45 dakika tuvaletini tutan insan gibi saniyenin onda birinde değişen surat ifademin simgesi olmuştur. İlkler hep başkadır ama karmaşıktır.
İlklerden bahsetmişken, blog açma fikrimi hayata geçirmeye karar verdiğim zamanlardı, kendi dağınıklığım içinde benimle çok da bütünleşmesini istemediğim, çoğu zaman yüzüne bakmadığım, aylarca ha bugün ha yarın diye oyalayıp bir daha hiç kurcalamadığım boş bir sayfaydı “~ Atakan“, Hello World’ün eşliği dışında.
Ve olay bir süre böyle devam etti. Benimle neredeyse aynı gün doğmuştu halbuki, en azından fikirde öyleydi. Gel zaman git zaman ziyaretçi çekmek adına kirlettiğim bir fikir olmasıydı rahatsız eden, en azından pratikte öyleydi. Bahaneler bir yana yeterince ilgilenememden dolayı “boş olacağına hiç olmasın” mantığı ile bir kalemde sildim. Vicdani red hakkımı bu mezvuya bulaştırmıyım diye de pek uğraşmadım. Zamanla varlığını bile unutttum, belki yalnışlık buradaydı. Peki doğruluk neredeydi?


